Nesrin Afşar ÇELİK Konferansı

Yer

:

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Strazburg Cad. 44/10 Sıhhiye /ANKARA

Tarih

:

25.01.2020

Saat

:

14.00

Konu

:

Aileye Yönelen Tehdit ve Tehlike, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 

Konuşmacı

:

Nesrin Afşar ÇELİK, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı E. Müsteşarı

Neşrin Afşar Çelik’in konuşmalarında özetle şunları söyledi:

Konu, aile ve ailenin çöküşü.

Toplumsal cinsiyet eşitliği geldi ve ailede çöküş başladı.

Köyden Şehirlere Göç

Toplum olarak 30-40 yıldır tersyüz oluş yaşadık. Köylerden kente göçtük, köydeki yaşayış fonksiyonlarını kaybettik. Devlet bu süreci -olması gereken gibi- yönetemedi.

Çekirdek Aile

Şehirlerde geçici geniş aile süreci yaşadık. Dedelerimizi yitirince çekirdek aile olduk.

Şehirlerde, akrabalık ilişkileri sınırlanmış ve içine kapanık bir çekirdek aile haline geldik. Çok şükür aile çökmedi. Bu kavram Batı’ya daha yakışır.

Türkiye’de nüfusun % 96’sı çekirdek aile formatında şehirlerde yaşıyor.

Tek Kişilik Aile

Bireyselleşme (kendi hayatını kurma, yaşama) tek kişilik aile sayısı bizde de hızla artıyor. Berlin’de tek kişilik aile % 50 ve biz de hızla o yöne doğru gidiyoruz.

Huzurevleri

İngiltere’de anne ve babalarının cenazelerini huzurevlerinden çocuklarının alması için bir proje başlatmışlar. “Bu durum, bu dejenerasyon Türkiye’de olmaz” derken İstanbul’daki bir huzur evinde benzer olayın yaşandığını duydum.

Bu duruma 20 yılda nasıl geldik diye kaygılanıyorum.

Aile Kurumunu Koruma

Ülkemizde birçok sosyal yardımlaşmaya rağmen bir “kurum olarak aile” kalmıyor, sadece “birey olarak aile” kalıyor.

Durumumuzu doğru analiz etmemiz lazım. Çünkü çok faktör var. Çekirdek ailenin bireylere dönüşmemesi için gayret etmemiz lazım.

Toplumda bir değer dönüşür, transforme olursa, tekrar önceki duruma dönmüyor. Batı’da bu durum çok net yaşanıyor.

Aile ve Eğitim Sistemi

Ailenin mevcut çocuğuna dair bir perspektifi yok. Zamanımızda “çok kazananlar mutludur” gibi bir insan tasavvuru yaşanıyor.

Eğitiminde de bir insan tasavvuru, “nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz” tasavvuru yok.

Eğitim sistemimizin de ailemizin de bir insan tasavvuru yok maalesef. Eğitim ve aile iç içe mekanizmalar ve durum da bu.

Devlet ve Aile

Devletin aile politikaları yok. Yani aileyi destekleyen aile politikaları yok. İşin kültürel, toplumsal boyutu bir yana aile devlet için çok önemlidir. Akıllı bir devlet aileyi başının üzerinde taşır.

Aile politikaları genelde sosyal politikalardır. Sosyal yardım, sosyal güvenlik gibi alanlarda yapılanlardır.

Devletin yaptığı sosyal yardımların hak olarak verilmesi gerekir. Mevcut uygulamada talep edene verilmesi şeklinde yürümektedir.

Nüfus ve Doğurganlık Oranı

Nüfusta doğurganlık oranı 2,1 olursa kendini yenileyebilir. 2,1 oranının altına düşmesi nüfusun yaşlanması anlamına gelir.

İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı İstanbul Sözleşmesiyle gündemimize girmedi, CEDAW’da da var.

(CEDAW: Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women / Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi. 1979'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen uluslararası antlaşma. Türkiye’nin Onaylama Tarihi: 11 Haziran 1985, 3232 sayılı Kanun, Türkiye’de Yürürlük Tarihi: 19 Ocak 1986)

(İstanbul Sözleşmesi: 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi), Türkiye’nin Onaylama Tarihi: 12 Mart 2012. Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 1 Ağustos 2014)

 

İstanbul Sözleşmesini çekincesiz olarak imzalayan bir ülke olduk. Sözleşmede “Kadına karşı şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucudur” diyor.

İstanbul Sözleşmesi,” erkek ve kadında toplumun atıf yaptığı cinsiyet rollerinden vazgeçin” diyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği öğretilen bir şey değildir. İnsanlar kendi cinsiyetlerini kendilerinin üretmesi ortam imkanlarının devlete verilmesi kabul edilemez.

Toplumsal cinsiyet eşitliği tanımıyla ne kadın ne de erkek kalacaktır.

Batı, eşcinselliği kabullenmiş ve bu durumu başka ülkelere taşımak istiyor. Neden? Çünkü toplumunun % 50’sinin eşcinsel bir hayat yaşadığını görünce zorunlu olarak durumu kabul ediyor, kabulleniyor.

Eşcinsellere kızmak, kınamak, acımak bir yana çok üzücü bir durum var. Toplumdan dışlanmaları, kimliksizlikleri çok vahim boyuttadır.

6284 Sayılı Yasa

6284 sayılı yasanın adı “ailenin korunması” ama ailenin paramparça edilmesi yasasıdır. Gülünç bir durum.

(6284 Sayılı Kanun: Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. Kabul Tarihi: 8 Mart 2012 Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarih: 20 Mart 2012 Sayı: 28239)

6284 sayılı kanunda, “şiddetin belirlenmesine delil aranmamalıdır. Kadının beyanı esastır” denilmektedir. Şiddeti delillendiremedikleri için beyan esas alınır mı? Delil olmadan ceza olur mu?

6284 sayılı yasaya el kaldıranlar neye onay verdiklerini bilmiyorlardı.

Şiddet, modern dünyanın ürettiği bir sorundur.

Bir kadına: “- kocan sana yeterli harçlık veriyor mu?” sorulsa, kadın “- hayır” diye cevap verse 6284 sayılı kanunun şiddet tanımına göre kadına ekonomik şiddet uygulanmaktadır. 6284 sayılı kanun, kocanın asgari ücret alıyor olmasına bakmıyor.

Sonuç

6284 sayılı kanunun İstanbul Sözleşmesine uygun hale getirilmesi gerekiyor.

İstanbul Sözleşmesindeki “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramının önlemleri alınabilir.”

Fotoğraf Galerisi: