Yerel Seçimleri Okumak ve Gelecekle İlgili Öngörülerimiz Konulu Panel

Moderatör olarak paneli yöneten Kerem ALTUN açış konuşmasında;
Anadolu Vakfımızın değerli dostları,

Hepinizi sevgiyle saygıyla ve muhabbetle selamlıyoruz. Kutlu doğum haftasını idrak ettiğimiz bu günlerde peygamberimize, ehli beytine ve ashabına selat-u selam olsun. Teşriflerinizden dolayı ayrıca teşekkür ederiz.

Bugün alanında akademik, sosyal, kültürel ve fikri hizmetler vermekte olan değerli konuşmacılarımızla, tartışmaları ve yankıları halen devam eden yerel seçimleri değerlendireceğiz.

Bildiğiniz gibi ülkemizde 30 Mart 2014 tarihinde yerel seçimler yapıldı. Ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.

Seçim öncesi ve sonrası toplum olarak bir takım kaygı ve endişelerin yer aldığı bir süreç yaşandı.

Toplumun her kesiminin ilgilendiği, rol üstlendiği bu seçimi diğer seçimlerden farklı kılan, ona anlam yükleyen seçimden aylar öncesi gelişen siyasi konjöktür ve gelişen olaylardır.

Bu mahalli seçimler, insanlığa yaşadığımız coğrafyaya kan ve gözyaşı getiren dünyevi - seküler istilanın, uluslar arası siyasi projelerin hayata geçirilmeye çalışıldığı bir zaman diliminde yapıldı.

Küresel ve yerel, bölgesel ve tarihsel, dini ve dünyevi birbirinden farklı ve karmaşık dinamikler Türkiye’de tezahür etmeye başladı.

İşte bu gün değerli panelistlerimizle milletimizin beklentilerinin yüksek olduğu bu seçimin kültürel, siyasi ve sosyolojik arka planını irdelemeye çalışacağız.

Doğru analizlerin bizleri doğru sonuçlara götüreceğinin farkındayız.

Değerli katılımcılar

Siyaset, mümkün olan doğruyu yapmaktır. Neyin doğru olup olmadığına tarih karar verir ve sosyoloji belirler.

Bu gün ülkemizde yıllarca doğru kabul edilen yanlışların düzeltilmesi için çaba sarf edilmektedir.

Demokrasinin üç saç ayağı vardır.

-Hukuk ve meşruiyet

-Kültür

-Ve Ahlaktır

Bunlardan birinin yokluğu; bırakın ileri demokrasiye gitmeyi, karşımıza hastalıklı bir yapı çıkarır.

Evet, bu günkü panelimizi iki bölümde gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.

-Birinci bölümde, Ülkemizde seçimlere nasıl gelindi? Seçimleri nasıl okumalıyız?

-Nasıl değerlendirmeliyiz? 15 er dakikalık sürelerle panelin birinci bölümünde sözü konuşmacılara verdi.

 

1.  Oturum: Yerel Seçimleri Okumak

Prof Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu
Yerel seçimleri analiz ederken fotoğrafın bütününe bakmak lazım.Bu dönemde Anayasa Mahkemesi kararları var. İlk anayasa 1876 da kabul edildi. 1909 da parlamenter sistemi Anayasamıza aldık. Parlamenterizm hürriyet, özgürlük demektir. Ancak İttihat terakkinin diktatörlüğü imparatorluğu paramparça, tuzla buz etti.

Cumhuriyeti kurduk ancak istisnalar hariç tek parti iktidarı, 1946 seçimleri Açık oy gizli tasnif seçim garabeti. 1950 de Yüksek seçim Kurulu’nun kabul edildiği yıl. 1961 ihtilâl inden sonra kabul edilen Anayasa ile özgürlükçü bir Anayasa, Vesayet rejimi bu Anayasa ile kabul edildi.

1982 Anayasası da Vesayet rejimini kabul eden, milleti reşit görmeyen, güdülen olarak gören bir anayasa. Konsey kararlarına ve uygulamalarına dava açma yasağı getirildi. Bu yasak 1910 Anayasa değişikliği ile kaldırıldı. Bu Anayasa Kurumlar vesayet rejini getirmiş, süreçte Ergenekon, balyoz, 28 Şubat, 27 Nisan, 2007 Krizi gibi birçok antidemokratik tutumlarla 30 Marta geldik.

Seçimlerden önce gezi olayları ile başlayan ve devam eden iktidar aleyhine, uluslar arası güçlerin de etkisi ile bazıları hükümet gidiyor dedi. Bazı basın organları Abbas yolcu diye manşet attı. Tapeler, darbeci gizli dinlemeler ve buna benzer olaylarla baskın seçim oldu.

Özetini sunduğum bu ortam içinde;

Birincisi iktidar 80 mega proje açıkladı, Ana Muhalefet 8 proje açıkladı. Muhalefet gelecek perspektifi olan projeler ortaya koyamadı.

İkincisi bir tarafta yıpranan İktidar, baş çalan, hırsızlık ve yolsuzluklarla suçlanırken 12 yıllık icraatını ve yaptıklarını, Türkiye’yi nereden nereye getirdiklerin müşahhas, reel rakamlarla anlatarak, icraatlarını konuşturdu. Muhalefet ise sadece eleştirdi.

Üçüncüsü çözüm sürecindeki olumlu gelişme. Artık cenazeler gelmiyor. Ana muhalefet bu konuda bir söylem geliştiremedi. Halka bir imaj veremedi.

Sonuçta bu gün orta sınıf güçlenmiştir. Lâikçi devlet söylemi tutmuyor. Eski millet yok, yepyeni bir millet, toplum var. Herkes her şeyden haberdar, orta sınıf varsa demokrasi var, demokrasi varsa orta sınıf var. Bundan sonrasını ikinci bölümde devam etmek isterim.

Dr. Necmettin Türinay
Ben toplumsal boyutta değerlendirme yapmak istiyorum.
Seçimden 4-5  gün önce basında "yabancı para girişi gezmeye başladı" haberi çıktı. Bu haber seçimin kazanılacağının habercisi idi. Saatler seçimi kaybetme üzerine durdurulmuştu ama bu haberle tekrar çalıştırılmaya başladığını gösteriyor.
Türk halkı, Ukrayna ve Mısır tipi bir darbe ile karşı karşıya kalıcağı düşüncesini okuyarak seçimde bu sonuca izin vermedi.
Bu durum gösteriyor ki, bir kriz anında Türk Toplumu birlik, beraberlik ve devlete sahip çıkma söylemi olan siyasi harekete sahip çıkmasıdır. Marjinal gruplara destek olmaz. "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" özdeyişine paradigmaya inanış sonuçlara yansımıştır.

Şazeli Çügen
Demokrasilerde vatandaş sandıkta konuşuyor. Bu güzel bir gelenek. Gerginlikler içinde bir seçim yapılmış olsa da genel seçim havasında geçen yerel seçim sonuçlarını hükümete güvenoyu verilmesi anlamını taşır.
Bu seçim, yerel seçimlerin mantığıyla yapılmadı. Paralel bir yapının müdahalesine karşı yapıldı.
Bu yapı neden müdahele etti? İşin bir enerji boyutu var. Kültürel ve temel değerler boyutu var. Ülkemiz kendi kütürel değerlerine doğru gittiği boyutu var. Kurumlar boyutunda dönüşümler boyutu var. TSK ve MİT kurumlarında ülke güvenliği ve istihbaratının önemli olduğu boyutu ortaya çıktı. Paralel yapının kurumlardan temizlenmesi gerekiyordu.
Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi var. Şu soruyu sormamız lazım: Bizi kim yönetecek?
Bu sorunun cevabını verecek bir seçim yaşanacak.
Türkiye de sistem yenilenmesi gerekiyor. Bu süreçte kurumların engel olmasına fırsat verilmiyor. Bu seçimde her kesime mesajlar var.

İkinci oturum Gelecekle İlgili Öngörülerimiz;

Demokratik parlamenter sistemde seçimlerin hak ve adalet eksenli hukuku ve meşruiyeti,

Türkiye’de sivil ve dini kurumların yapılanması ve sistem içinde karşılaşılan sorunlar.

İç politikasında Türkiye’nin geleceği ile ilgili siyasi analiz ve öngörümüz, konularını ele alacağız. Süre 10ar dakikadır.


Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu
Seçimlerden sonra Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları konuşuluyor.
Twitter Kararı okuduğunuzda tamamen hukuki, tamamen insan hakları, tamamen evrensel olduğu görülüyor. Ama AYM bu yetkiyi nereden alıyor? HSYK ile ilgili de karar var.
Yüksek Yargı yürütme kararı verebilir mi? Yasama kararı verebilir mi?
Yoksa bir Yüksek Yargı egemenliği mi var?
Demokrasi, insan hakları demektir.  Batı ülkemizde, Ortadoğu ülkelerinde insan hakları ve demokrasi istiyor mu? Batının Mısır'da yaşananlar ve Ortadoğu ülkelerindeki yönetimlere ses çıkarmaması bu ülkelerinde insan hakları ve demokrasi istemediğini gösteriyor.

Dr. Necmettin Türinay
Ülkemizde askerinin müdahalesiyle sonuç alınamayacağını görenler çeşitli yollar denemeye başladılar.
Gezi olayları, aktivist gruplarla iktidarın el değiştirmesi operasyonuydu. Gezi olaylarıyla sonuç alamayanlar ikinci bir yol denediler. Yolsuzluk olayının kullanıldığı bir operasyon yaşandı. Devletin anayasal kurumları kullanılarak yapıldı.
Türk toplumu yolsuzluk ve hırsızlık durumumu unutmayarak ve hafızasına kaydederek önceliği milli irade gaspını önlemeye verdi. Bir önceliklendirme yaptı.
Dini cemaatlerinin varlığı ve gerekliliğine inanarak söylüyorumki cemaatler çağdaş aşiretler haline, büyük ekonomik yapılar ve derin yapılar haline gelmişlerdir.
Tarih süreci içinde cemaatlerle ilgili neler yaşandığı, bir farklı görev hizmet paylaşımı olduğu görülmektedir.
Cemaatleri yönetenlerin el değiştirmesinde devlet yönetiminin söz sahibi olduğu tarihte yaşanmıştır. Bir de cemaatlerin ekonomik güçleri var. Ekonomik güçler vatandaşlarının yardımlarıyla sağlanırken daha sonra kişisel mülke dönüşmektedir.
Bir örnek verelim: Kanal 7 televizyonu yurtiçi ve yurtdışı yardımlarla kurulmasına rağmen satışı gerçekleştiğinde özel mülkiyet olmuştur. Bunun ne kadar ahlaki ve dini olduğu hiç konuşulmamaktadır. Böyle bir mülk edinme yolu dinimizde yoktur.
Yardımlarla meydana gelen ekonomik güçlerin nasıl yönetileceğinin halladilmesi gereklidir.

Şazeli Çügen
Ülkemizde siyaset üretilirken artık dini termonolijinin kullanılmaması lazım.
Bir de Mısır'daki idam kararını protesto olaylarında yaşananlara dikkat çekmek istiyorum. Çok küçük gruplarla toplantı yapılıyor, bir bildiri okunuyor ve arkasından biri "Tekbir" diyor.   Tekbir getirilerek sonlandırılan bildiri okumaları, bildiri ile verilmek istenen mesajlar verilmeden bitirilmiş oluyor. İnsan hakları ihlali mesajı verilmek istenirken yapılan toplantıdan maalesef sonuç alınamamış oluyor.
Ülkemizin jeo-politik konumunu ve istikametini görmek gerekiyor. Son yaşanan olayların jeo-politik konumumuz açısından da değerlendirilmesi gerekir.  Ülkemizin daha güçlü olması için yapılması gerekenlere fırsat verilmek istenmediği sonuçları çıkmaktadır.

Soru ve cevaplardan sonra moderatör Kerem ALTUN toplantıyı son sözleriyle kapattı.

Değerli dostlar,

Zamanın acımasızca akışına teslim olmadan gaye ve hedefleri belli olan insanlar olarak söz sahibi olabilmenin yolunun, zamanın ruhunu okumaktan geçtiğinin farkındayız.

Geleceği bu günden görüp, gerekli adımları şimdiden atmak gerekiyor.

Bu gün ülkemizde ne yazık ki zihinleri yoran, korkular yaratarak şüphe ve tereddütlere yer veren, güven ve istikrarı sarsan bilgi kirliliği sosyal hayatımızı adeta felç etmiştir.

Her şeye rağmen milletimizin basiret ve feraseti, yere sağlam basan duruşu; Türkiye’yi dünyadan kopararak içine kapatmak isteyenleri, beyhude bir çabayla kriz ve gerilim çıkaranları mahcup edecektir. Bizim için as olan sonuçta milletimizin kazanması, ülkemizin geleceğidir.

İhtiyaç duyduğumuz tek şey, ortak değer ve hedeflerimizin şekillendirdiği gelecek vizyonumuz etrafında kenetlenmeyi başarmaktır. Başarı inanmak, sahip çıkmak, yoğunlaşmakla olur. Yeter ki toplumumuza önerdiğimiz hayat tarzı onun inancıyla, kültürel dokusuyla, değer yargılarıyla uyumlu olsun.

Her yerde kirin, husumetin, öfkenin ve kinin aktığı, anlamsız kavgalara son verilerek hak ettiğimiz gibi yönetilen bir toplum olma yolunda kendimize çeki düzen vermemiz zamanı gelmiştir.

Unutmayalım ki herkesin birbirini düşman bellediği, birbirlerine hain gözüyle baktıkları bir ülkede ne demokrasi olur ne de hukuk.

Davetimiz hakka ve hayra çağırmaktır. Bizim sorumluluğumuz sefere çıkmaktır. Anadolu’nun durgun potansiyelini harekete geçirmektir. Başarı ve zafer Allah’tandır.

Bilmeyen Ne Bilsin Bizi, Bilenlere Selam Olsun

 

Fotoğraf Galerisi: