Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı Gençlik Kolları Yayın Kurulu Sanal Dergi Çıkarma Hazırlıklarını Son Hızla Yürütüyor

Anadolu çınarının, toprağa düşen tohumları yeni filizlerini vermeye başladı . Vakfımız  Gençlikten Sorumlu Genel Başkan yardımcısı  Andan Yıldırım’ın  önderliğinde  ve Anayasa Mahkemesi  Basın Müşaviri  Şair-Yazar  Osman Aslan’ın   koordinatörlüğünde   Gençlik Kollarından bir grup gençten oluşan Yayın Kurulu çalışma ilkelerini belirledi.

Gençlik  Yayın Kurulu Başkanı Osman ASLAN ,  27 Aralık 2017  tarihinde çıkaracakları sanal  bir derginin  müjdesini  vererek,  Gençlik yayın Kurulunun  çalışma ilke ve esaslarını  açıkladı.  Buna göre;  

-ANCAK SÖYLEYECEK SÖZÜ OLAN YAZABİLİR

1. Kim yazı yazar? Kim bir yayın çıkartır? Elbette başkalarına, topluma söyleyecek sözü olanlar. Söz söyleyenin bir  “meramı” vardır. Bir insanın “derdi” olacak ki anlatacak meramı olabilsin. Derdi olan ise bir konuyu “mesele”  edinmiş demektir. Bir meseleyi sırtlanan kişinin artık bir “dava”sı vardır. Gerek fert, gerekse birlikte biz, bir davanın yolunda olmalıyız ki sözümüzün bir ‘hedef’i olsun. Hedefi olmayan sözün ‘özgül ağırlığı’ olmaz, önemini kaybeder, kalıcı olamaz. Söz söyleme mevkii, bir bakıma peygamber mesleğidir. İnsanlara yön verme ağır sorumluluğunu üstlenmektir.

-YAZI TÜRÜNE GÖRE GEREKLİ KURALLARI BİLEREK YAZACAĞIZ

2. Her yazı türünün kendine özgü bir tekniği vardır. Makale, deneme, köşe yazısı, şiir, öykü, roman… her yazı, kendi türüne özgü kurallar içerir. Bu kuralları bilerek yazmalıyız ki etkili, kaliteli bir üslup ve çerçeve çıksın ortaya. Fakat her yazıda 5 N 1 K Kuralına yer vermeliyiz, bu nitelikler anlaşılmalı. Bunlar, ‘yazı’nın evrensel geçerliliği olan kurallarıdır. Yani ‘yazı’ da bilimin konusudur. Ve bilim evrenseldir. Bilimi ve evrensel doğrularla çelişmemeli, benimsemeliyiz. Yazının amacı olmalı. Ne anlatacağımızı bilmeliyiz. Yazdığımız alandaki müktesebata hakim olmalıyız ki yeni bir şey söyleyebilelim. Hedef kitlemizi de belirlemeliyiz ki gerek dil ve üslup gerekse mesaj ona göre biçimlenecek ve sınırlanacaktır.

- EVRENSEL DOĞRULARLA ÇELİŞMEYECEĞİZ

3. Fikrimizi açıklarken insanlığın ortak birikimi olan evrensel doğrularla çelişmemeye özen göstereceğiz. Evrensel doğrular, sanıldığı gibi İslam ile çelişmez. Aksine, bir topluma değil bütün insanlığa gelen ilk ve tek ilahi din olduğu için Hz. Peygamber küreselleşmenin ve evrenselliğin başlatıcısıdır.

-DERGİ HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİDİR 

4. Evrensel doğrularla bağımız, islam’ın “evrensel düşünme kabiliyeti” kazanmış Mü’min’i olan kişi, dar, küçük, basit ve ilkel düşünemez. Bir partiyi tutsa da yanlışlarını da savunmaz. Fanatik, holigan olmaz, sloganlarla düşünen adam olmaz. Analitik düşünen adam olur. Biz dergi çıkartmayı düşünüyoruz. Dergi “Hür tefekkürün kalesidir.” Dergiler, yorum ve üsluplarıyla öne çıkarlar. Yorum ve üslup kişilik kazandırır. Çok önemlidir. Bunu dergimizde oturtmalıyız.

-AÇIK UÇLU DÜŞÜNMELİYİZ

5. Özgür düşünce açık uçlu olmalıdır. Kendi görüşünü savunurken bile ‘yanlış olması muhtemel doğrular’ olduğu bilinciyle; madalyonun iki yüzü gibi, bir yandan kendini eleştirebilmeli diğer yandan başkalarına soru sorma cesareti gösterebilmeliyiz.

-BİLİMSEL BİLGİYE YASLANARAK YAZACAĞIZ

6. Görüşlerimizi savunurken mantıksal çıkarıma değil bilimsel doğrulara yaslanmalıyız. Cenab-ı Hakk’ın İblis’in Adem’e secde etmemesi üzerine, ‘her şeyi bilen’ olduğu halde İblis’e ‘kendini savunma hakkını’ verişini ‘düşünce özgürlüğünün genişliği’ bakımından; İblis’in kendisini “ateş topraktan üstündür” mantıksal önermesi ile savunmasına karşın Yaratıcımızın Adem’in üstünlüğünü sağlayan şeyin “bilgi” olduğuna yaptığı vurgudan hareketle, ‘düşünce sistemimiz’ bakımından ‘İblis’in düşünce biçimi olan’ mantıksal çıkarımı değil  Allah’ın ‘öğrettiği doğru düşünme biçimi’ olan bilimsel bilgiye dayalı analiz yapmamız gerektiğine dair dersleri, yazdığımız, yani söz söylediğimiz müddetçe asla unutmayacağız. Mantık ‘genellemeci”dir. Şöyle ki, “Osman insandır, Osman topaldır, öyleyse bütün insanlar topaldır” önerme biçimiyle çalışır mantık. Ve yanıltıcıdır. Bilimsel yaklaşım ‘ayırdedici’, “Seçici’dir. İnsanların geneline bakar ve “insanların –faraza- yüzde 3’ü topaldır” der, yüzde 97’yi töhmet altında bırakmaz. Atasözüyle söylersek: “Her sakallı babamız değildir.” Bilgiye dayalı yazacağımız için bilmediğimiz alanda ahkam kesmemeliyiz. Bu, cahilliğin en sırıtanı olur. Bilenler tarafından fark edilirsiniz.

-DİJİTAL DERGİDE İÇERİK VE ESTETİK DAHA ÖNEMLİDİR 

7. Basılı dergiyi para veren ve abone olan alır. Yani zaten o görüşteki kişi alır. Dijital dergi ise daha geniş kesimlere ulaşabilir. Bu yönüyle farklı olmaya, farklı fikirlere, ilginç olmaya ve cezbedici sunulmaya daha çok ihtiyaç duyacaktır. İçerik ve estetik daha bir önem arz edecektir.

- MEDENİLİK ERDEMLİLİKTİR, TEKNOLOJİK AÇIDAN İLERİLİK DEĞİLDİR   

8. Yazarken asla aşağılık kompleksine düşmeyeceğiz. Özgüvenimiz tam olacak. Bizim hiçbir eksiğimiz yok. Genellikle “Batı ileri, biz geriyiz” kompleksine düşeriz. Onları “medeni” diye anarız. Oysa gerçek bu değildir. Batı, bir teknoloji medeniyetidir. Sanayi devrimi ile öne geçmiş iletişim, bilgi ve uzay teknolojileri ile önde gitmektedir. Oysa medenilik, aygıtsal değil ruhsal, mekanik değil ahlaksal bir olgudur. Ve bütün bu açılardan medeni olan biziz. Teknoloji transferi 10 yılda yapılır. Ama ahlak ve erdemler yüzyıllar içinde alınabilir. Batı, 350 yılda öne geçebildi. Biz, kendimize gelirsek, uyanırsak birkaç on yılda batıyı geçebiliriz. Çünkü medeniyetler geri kalmaz. Bu yalandır. Medeniyetler ya ölürler, ya uyurlar. Uyanan medeniyet çağı şekillendirir. Bizim medeniyetimiz uykudadır. Bizim görevimiz ise uyandırmaktır. Bu büyük hedefin bir parçası ise kalemlerimiz, yayınlarımız anlamlı ve önemli olacak, kalıcı olacaktır. Son çağın en önemli medeniyetler tarihi yazarı A. Toynbee medeniyetler tarihinin bir dönüşüm şeklinde el değiştirmeden ibaret olduğunu ‘Tarih Bilinci’ adlı dev eserinde, İbn-i Haldun’u doğrulayarak ortaya koyar. Cemil Meriç’in “Bu Ülke” kitabını tavsiye ederim. Medeniyetlerde gezinerek kendi medeniyetinizin üstünlüğünü vurucu bir edebi üslupla işler. Okuyucusuna, bu ülkenin çocuklarına özgüven kazandırır.

- GÜNAHTAN VE SUÇTAN KAÇINACAĞIZ

9. Şimdi bu genel doğruların ardından kendimize, Anadolu Vakfı’na; dergisini çıkartacağımız topluluğa gelebiliriz. 

Biz öyle bir topluluğuz ki, sizden sadece şunu bekleriz: “ yazarken şuna dikkat etmenizi istiyoruz: “Öyle bir şey yazın ki Allah günah yazmasın, kanun suç saymasın!” Geriye kalan her şey serbest haliyle ara ara da bahse konu ettiğimiz gibi İslam dinine tartışmasız biçimde bağlıyız. Meşruiyetçi (hukuka saygılı) bir anlayışa sahibiz.

-MİLLİ DEĞERLERİMİZİ SAVUNURUZ

10. Mensubu olduğumuz millete saygısızlığa da tahammülümüz yoktur. Yani milli değerlere bağlı bir vakıftır Anadolu Vakfı Türk Milletini, milli değerleri küçümsemeye müsaade etmeyiz. Ancak bizim millilik anlayışımız Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan milliyetçilik anlayışından beslenmez.  Anlayış, Osmanlı’yı da parçalayarak yıkan etnikçi ve ırkçı anlayışların, üstün ırk teorilerinşin kaynağıdır. İnsanlığı kan ve gözyaşlına boğmuş bir fitne ve fesat hareketidir. Bizim milliyetperverliğimiz, anasından doğan her insana anasını, ailesini ve içine doğduğu toplumu sevme duygusunun ‘doğal’lığına dayanır. Bizim milletimize duyduğumuz sevgi ve bağlılık Allah’ın fıtratımıza verdiği bu duyguyu kabulden ibarettir. Milliyetperverlik, fıtrata uyan, insani, tabii bir yüce duygudur. Aksine, bir ferdi milletine bağlılıktan soğutan yaklaşımlar Allah’ın yaratılış kanunlarına karşı gelmektedirler. Tıpkı, soy ve soplarıyla üstünlük taslayanların yaptığı gibi. Türk Milletinin de doğrularıyla iftihar eder, yanlışlarını düzetmeyi şiar ediniriz.

-DİNİ PARÇA PARÇA EDENLERDEN OLMAYACAĞIZ

11. Öte yandan “Fatiha” yani “Açılış” Suresinde, ‘yoluna girmememiz” öğütlenen geçmiş ümmetlerin hatalarına dikkat çekilir. Ve bu gözle okumamız tavsiye edilmiş olur Kitab’ın sahibi tarafından. Tek tek anlatılan hataları anlatılan Yahudi ve Hıristiyan ümmetlerin yanlışlarına düşüp düşmediğimizi sorgulayarak “Sırat-ı Müstakim”de kalmamızın mümkün olacağı öğretilir. Yahudiler için “Onlar dinlerini parça parça ettiler… Her biri kendi yanındaki ile övünüyor…” diye kınanır. Biz dinimizi Mevlana’nın fil kıssasındaki gibi el yordamıyla tuttuğumuz kadarıyla değil, bütünüyle görecek ve aşırılıklardan kaçınarak ölçülü biçimde anlatacak ve yaşayacağız. Görüşlerimizi savunurken tekfircilikten, ötekileştirmekten ve ithamcılıktan uzak duracağız. Yazılarımızda şahısları ve grupları değil fikirleri, hataları ve yanlışları hedef alacağız.

Aşkımız şevkimiz gayretimiz daim olsun yaptığımız ve yapacağımız işlerde önce Rizayi İlahinin olması akabinde israf i kelam olmaması temennisi ve dostların muhabbeti ile… Yazımıza merhum Cemil Meriç in sözleri ile bitiriyoruz. 

"Aydın olmɑk için önce insɑn olmɑk lâzim. İnsɑn mukɑddesi olɑndır. İnsɑn hırlɑşmɑz, konuşur, mɑruz kɑlmɑz, seçer . Aydın kendi kɑfɑsıylɑ düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yɑpɑn; ‘uyɑnık bir şuur, tetikte bir dikkɑt ve hɑkikɑtin bütününü kucɑklɑmɑyɑ çɑlışɑn bir tecessus.."

Dergi, hür düşüncelerin kalesidir.

http://www.gencnokta.org/

Fotoğraf Galerisi: