5. Geleneksel Çeşme Buluşması Yapıldı

Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim vakfı Geleneksel Sevgi Toplumu 5. Ramazan Buluşması Çeşme Club Familiya otelde 28 Haziran 2014 Cumartesi günü TBMM Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK’ in katılımı ile başladı. 03 Temmuz 2014 Perşembe günü sona erdi.

Bu yıl buluşma 26-27 Haziran günleri serbest günler olarak belirlendi. Bu iki gün havanın da güzelliği ile katılımcılar denize ve güneşe doydu.

 

Sevgi Toplumu Ramazan buluşmalarının ön önemli etkinliği her gün saat 14.00-16.00 saatleri arasında yapılan kültürel etkinliklerdir.

 

ü    28 Haziran 2014 Cumartesi günü bu kültürel etkinlikler Vakıf faaliyetlerinin anlatıldığı, vakfın tanıtımının yapıldığı slâyt gösterisinden sonra Vakıf Genel Başkanı Hayrullah BAŞER’in açış konuşması ile başladı.

Sayın BAŞER açış konuşmasında; “Dünü ve bu günü doğru okuyarak yarın için bir şeyler üretmeliyiz. Bu gün ön sıralarda hizmet edenler, ülkeyi yönetenler bundan 20-30 yıl önce yetişmiş insanlardır. Bu gün en önemli görevimiz yarın için ülkemizin ihtiyaç duyduğu insanları yetiştirmektir. Beş yıl önce Çeşme’de başlattığımız bu çalışma, bu buluşma bunun başlangıcıdır” dedi.

ü    Günün konuğu olarak toplantıya katılan TBMM Başkanı Sayın Cemil ÇİÇEK önce katılımcılardan soru alarak, bu güncel sorular üzerinden yaptığı konuşmasında özetle;

İnsanlar bir konuyu üç şeyi esas alarak sonuca, hükme bağlarlar. Birincisi Kural bazında konuları ele alarak, çözümlersiniz. Var olan sorunu hangi kuralla hangi çerçevede tartışacağınızı belirler, buna göre sonuca gider, sorunu çözersiniz. Bu yöntem entelektüel birikimi olan toplumların değerlendirme tarzıdır. İkincisi gündemde var olan veya olacak olaylar üzerinden sorunlar konuşulur. Üçüncüsü insanlar, şahıslar üzerinden konuşuruz. En tehlikeli olan şahısları konuşmaktır.

Bizden çoğu zaman sorular şahıslar üzerinden sorulur. Önce sorulara cevabı kural bazında ele alalım. Evvela kural bazında anlaşalım. Biri Cumhurbaşkanı olunca ne olacak, nasıl olacak, ne getirecek, ne götürecek? Bu soruları bir kural bazında ele alamazsak bir sonuca gidemeyiz.

10 Ağustosta Cumhurbaşkanının 12. si seçilecek. Cumhurbaşkanı Devletin başı,  Milletin birliğini sağlar, Devleti temsil eder. Devlet kurumları arasında uyumu sağlar. Devletin kurumları arasında belli bir zamandan beri uyum sorunu var. Ama bu gün 2014 Türkiye’sine geldiğimizde devlet kurumları arasında uyumu sağlayacak Cumhurbaşkanına ihtiyaç var. En önemli görev budur.

İkinci olarak, bu görevi üslenen kişi görevini neye göre yapacak. Her istediğini yapacak mı, yapmayacak mı? Her seçimden sonra olduğu gibi kavga ortamı devam mı edecek? Türkiye’nin bu gün en önemli ihtiyacı huzur ve iç barıştır. Türkiye’nin yakın tarihi siyasi kavgaların tarihidir. Suçlamaların tarihidir. Bu sosyologların, tarihçilerin tespitidir. Evvela ülke bu kavga ortamından kurtulmalıdır.

Kavgaların iki sebebi var. Birincisi sistemin kendisi kavga üretiyor. İkincisi milletimiz kavgayı seviyor. Vurdun mu oturtacaksın diyor. Anlayış bu.

Sistem kendisi kavga üretiyor. Bu Anayasa ile huzur olmaz. Anayasayı değiştirmediğiniz sürece herhangi bir düzelme olmayacaktır. Kavgaya açık bir Anayasa ile seçimlere gidiyoruz.

Geçen dönem Meclis Cumhurbaşkanını seçemedi. Sorun oldu. Halk seçsin dedik, ama bağlantılarını kuramadık. Meselâ İkinci defa seçilmeyi düşünürse tutumu ne olur? Yetkileri var sorumluluğu yok. Beklentiler hükümetten. Bizim Anayasamızda Cumhurbaşkanı yetkili, Başbakan etkili.

*Çözümü kişilere bağlı anlayışı terk etmeliyiz. Bizim kültürümüzde maalesef birileri her şeyi bilir anlayışı yaygındır. Siyasetin şahıs endeksli yapısına – şahıslar üzerinden giderse- olmaz diyemedik. Kurallar üzerinden gidemedik. Bu en büyük eksikliğimizdir.

*Devlette PARALEL yapı, paralel ilişki olamaz. Paralel olması için çizginin düz olması gerekir. Bu tarz bir yapıya paralel değil çarpık yapı denir.

*Üç dönem yasağını doğru buluyorum. Tecrübeli insanlar partinin iç dinamikleri olarak partiye hizmet vermeye devam edebilirler. Üç dönem yasağı nefsimize ters gelse de yerinde bir uygulamadır.

*Sorunlar hep öteleniyor, bunlardan bir tanesi de terör sorunudur. Ortalık yangın yeri, bu kadar insan kaybettik fakat halen 3 partiyi bir araya getiremiyoruz.

*Kurumlar, kavramlar ve değerlerin aşındığı bir döneme geldik. Türkiye dindarlaşıyor mu? Hayır, dünyevileşiyor, skülerleşiyor. İnsanımız neyi, nereden daha çok, nasıl elde edebilirim felsefesinde. Toplum daha rahat yaşamak istiyor. Daha rahat yaşama imkânını nereden, nasıl sağlarım derken kuralları önemsemiyor. O yüzden gelecek açısından gençlik çok önemli.

*Biz bunlarla uğraşırken dışımızda önemli olaylar oluyor. Bu olaylar Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eder boyuta gelmiştir. Sınırın ötesinde olup biten olayların yansıması en evvel Türkiye’yedir. Ekonomik olarak böyledir. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’ye zararı yıllık en 5-6 Milyar dolardır. Irak’tan kaybımız yıllık en az 30-40 Milyar dolardır. Çünkü komşunuzla ticaret yapamıyorsunuz.

*Türkiye kendi sorununu kendi çözmelidir. Terör dâhil sorunlarımız dış kaynaklıdır. Bu plânlamayı yapan devlet sayısı üçü- dördü geçmez. Bu örgütlere bu dış destek kesilsin bir hafta dayanamazlar.

*Aklınızı, vicdanınızı, paranızı güvenmediğinize emanet etmeyiniz.” Meclis Başkanımız Sayın C. ÇİÇEK güncel  konular üzerinden hoş ve doyurucu bir sohbetyapmıştır.

 

DOĞADAKİ MUHTEŞEM MESAJLAR”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               

ü   29 Haziran 2014 Pazar Günü Afyon Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Fardımcısı Doç. Dr. İsmail NAKİLCİOĞLU “Doğadaki Muhteşem Mesajlar” konulu sunumunu Sinevizyon gösterisi eşliğinde yaparak yine harika bir program çıkardı.

Sayın Nakilcioğlu İnsanlar bilgiye okuryazarlık becerisiyle ulaşıyorlar. Bunlardan bazıları; Alfabe okuryazarlığı, Bilgisayar okuryazarlığı, Bilişim Okuryazarlığı, Teknoloji okuryazarlığı, Medya Okuryazarlığı (yazılı, sözlü, görsel, dijital- iyi bir medya okuryazarı olmalıyız.) Evren ve doğa okuryazarlığı, evrenin dilini okumalıyız. Zira doğa bize sürekli mesaj veriyor. Denizler, dağlar, ovalar, Ağaçlar, meyveleri ile çiçekle, kokuları, renkleri, güzellikleri, kuşların sesleri ve bin bir hali ile bize mesajlar veriyorlar.

Sayın Nakilcioğlu akademisyenlik mesleğinin becerisi ile doğanın güzelliklerini, dilini, rengini yansıttığı fotoğraf karelerinde ilâhi hikmetlerin varlığını objektifine öyle mahirane güzellikte yansıtmış ki; hayran kalmamak, derin tefekkürle Allah’ın yüceliğini okumamak mümkün değil. Nakilcioğlu o güzel ve veciz anlatımı ile objektifinin güzelliklerini öyle birleştirdi ki; salon adeta ipnotize olmuş gibi nefesini tutarak programı izledi. Kur’andan ayetlerle süslediği güzel görüntüler Yüce Allah’ın varlık ve sıfatları ile yaratıcı kudreti, ulûhiyet sıfatı ve rabbül âlemin oluşunun tecellisini işte bu güzel sunumda hep beraber gördük ve doğanın nasıl okunduğunu yeniden anladık.

Kur’anı Kerimden tahkiki imanın geçiş yollarını okuyorduk. Ama görsellikler eşliğinde bu anlatımla dogayı nasıl okumak gerektiğini ve mesajlarının nasıl okunduğunu da öğrenmiş olduk. Teşekkürler Nakilcioğlu abi, bu yıl da çeşmeye damganızı vurdunuz. Dilinize, gönlünüze sağlık.  

“KUR’AN GERÇEĞİ”

ü  30 Haziran 2014 Pazartesi günü Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Temel İslâm Bilimleri Bölümü, İslâm Hukuku Bilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa YILDIRIM Kur’an Gerçeği konulu sunumunda özetle;

“Kur’an Hz. Peygamberin tek mucizesidir” diyerek giriş yaptığı konuşmasına üç kitaba bakmadan gerçek kitabı anlayamayız. Birincisi İnsan kitabı, ikincisi, Tabiat Kitabı, üçüncüsü Vukuat kitabı. Bekir Topaloğlu bunu 4 T Kuralı ile açıklamıştır. 1,T Tabiat bilgisi. İnsanoğlunun emrine verilmiş bulunan doğa-evren- Allah ilişkisini açıklayan din kitabıdır. Fizik, kimya vs. kıtabı değildir. 2. T Tarih bilgisi (kıssalar). Bir kısım insanlık değerlerini gelecek nesillere aktarmak içindir tarih bilgisi. Bunlardan hikmeti arayacağız. 3. T. Tevhit. Tevhidin en önemli virüsü şirk ve şefeat anlayışıdır. 4. T. Tasavvuf. Ahlâk. Kur’anda Tevhit de dâhil olmak üzere iman, ibadet ve her türlü eylem insanda ahlaki bir tutum oluşturmak hedefini güder.

Ahlâk kazanılması gereken önemli bir değerdir. Tasavvufun deruniliğini, Ahlâkiliğini, Maturidinin akılcılığını canlandırmak gerekir.

 “YENİ SELEFİLİK TEHLİKESİNE KARŞI HANEFİ MTURİDİ GELENEK NİÇİN ÖNCELENMELİDİR”?

ü  01 Temmuz 2014 Salı Günü Hitit Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü öğretim üyesiProf. Dr. Mevlüt UYANIK “Yeni Selefilik Tehlikesine Karşı Hanefi Mturidi gelenek niçin Öncelenmelidir”? Konulu konferansında özetle;

“slam dünyası Sünni-Şii çatışması adı altında mezhepler savaşı ile  birbirini kırmaktadır. Artık Batı aydınların küresel sömürge meşruiyetini temin için medeniyetler arası savaş tezine gerek kalmadı, şimdi Müslümanlar medeniyet içi savaş ile zaten birbirini kırmaktadır. Aslında bu çatışmanın teolojik temeli, Şii-Neo Selefi söylemdir.  Körfez merkezli Arap kabileciliğinin (Vahhabiliğin) selefi söylem adı altında kendini güncellemesi ve Sünni yapıyı temsil ettiğini iddia etmesi ile mevcut siyasal ve ekonomik yapılara meşruiyet sağlanmaktadır.

Bu yapının tarihsel selefilik ile irtibatı yok denecek kadar az olduğu için Yeni/neo- Selefi söylem diyoruz. Bu bakış açısı Mısır’da mevcut diktatörü Sünni İhvanu’l-Muslimin’e karşı destekledi. Çünkü İslam dünyasında Şii-Neo Selefi/Vehhabi çatışmasının dışında kalan ve bu oyunu bozabilecek iki güçten birisi Mısır, diğeri de Türkiye idi.

Mısır, Reşid Rıza ve Muhammed Abduh gibi rasyonalist ve özgür düşünürlerin geleneğini devam ettiren ve İhvan da bunu önemli oranda benimsemiş Şii-Selefi kutuplaşmasının dışındaydı.  Nitekim Sisi Selefilerin de desteğiyle seçimi kazandı ve ilk kutlayan Suudi Arabistan oldu, İran da öyle. Devlet başkanı Türkiye’de Sisi’yi kutladığını söyledi, çünkü İslam dünyasında en önemli güçlerden biri olan Mısır devre dışı kaldı

 Ve şimdi Kaide bağlantılı örgüt İshid Musul’u işgal etti ve konsolosluğumuzu bastı, resmi görevlileri, çoluk çocuklarıyla birlikte bilinmeyen bir yere götürdüler. Üstelik zekâmızla alay ederek, kaçırılma yok, soruşturma prosedürleri bitene kadar güvenli bir yere götürüldüler, denildi

Neo Selefi söylem, bizim doğrudan bağlantımız olan  İç Asya, Balkanlar ve Kafkaslardaki çalışmaları ile aslında Sünni öğretinin tek temsilcisi konumuna geçmiş durumda. Güneydoğu Asya, Afganistan ve Pakistan’daki durum da zaten ortada.

Kadim dünyada Enerji arz ve üretim merkezlerinin 2/3 Müslüman halklar (Türk ve Arap) yaşadığı bölgelerde olup, Şii-Neo Selefi çatışması bölgelerin istikrarsızlaştırmasına ve dolayısıyla küresel güçlerin hegemonyasına yaramaktadır. Çünkü bölge halkların çıkarına hiçbir küresel güce karşı  savaş yapılmamakta, Müslüman müslümanı öldürmekte, üstelik bunu din adına yaptığı tabiri caizse medeniyet içi çatışmalar olmaktadır. Yani medeniyetler arası  savaş tezine bile ihtiyaçları kalmadı Batılı güçlerin.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsundaki on altı yıldız, Arap kültürü dışında şekillenen bir siyasal ve kültürel yapı tarafından kurulan devletleri simgeliyor.  Bu yapının dini/teolojik temelleri  irade hürriyeti, sorumluluk ilişkisini rasyonel bir tarzda kuran, ahlak ve siyaset arasındaki ilişkiyi de bu bağlamda kuran Hanefi- Maturidi  öğretidir. Şii-Selefi çatışması dışında kalma ihtimali olan Mısır, mustağrabedir, yani sonradan Araplaşmış kavimlerden oluşur, darbeci Sisi ve Körfez ülkelerindeki baskın öğreti olan Selefilik, buradaki yapıyı pasifize etti.  Suudi Arabistan öğretisi ile çatışan İran’ın niçin Sisi’yi tebrik ettiğini bir de bu bağlamda düşünelim lütfen. Ardından Obama’nın tebrik etme gerekçesini, İslam âleminin medeniyet içi çatışmalarla sürekli istikrarsızlaştırılması bağlamında ele alalım.

ÖNERİ: Hanefi Maturidi Öğreti yeniden güncellenmeli,

a)     Onun insanın irade hürriyetine, sorumluluğuna verdiği önem,

b)    Din ve Riyaset arasında çizdiği hassas çizgi

c)     Din ve Şeriat arasındaki farklılık üzerine kurduğu çoğulcu söylem ile

d)    Atayurt (İç Asya) ile Anayurt (Türkiye) arasındaki kültürel ve manevi bağ yeniden kurulmalı.

Böylece İpek yolu medeniyet mihveri olarak yeniden işlevsel hale gelebilir.  Şii-selefi çatışmasının uluslararası politikalarda meşruiyet aracı olarak kullanıldığı iyice belirginleşir ve Türkiye bu kumpastan kurtulabilir. Ayrıca bu bağlamda, Hanefi Maturidi geleneği yüreklere taşıyan Ahmet Yesevi ve Nakşî geleneğin yorumunun Anadolu’da temsilcisi olan güzel insanlar ve hayatları gündeme getirebilir”.

 

“GENÇLİK COŞKUSU”

 

ü  02 Temmuz 2014 Çarşamba günü saat 14.00 de Aileleri ile birlikte Sevgi Toplumu Ramazan Buluşmasına katılan gençler Ferhat SÜRMELİ ve Beyza ERSÖZ’ ün hazırlayıp sunduğu Gençlik Coşkusu panelinde fikirlerini rahat ve özgürce ifade etmek ve düşüncelerini düzgün bir biçimde ortaya koyma yeteneği ve becerisine sahip olduklarını göstermişlerdir.

ü  Ayrıca akşam iftardan sonra hazırlayıp sundukları programda ise; Kur’an tilavetinden, şiir, müzik, tiyatro gösterilerine kadar dolu dolu bir program çıkartarak, hem herkesi eğlendirmişler, hem güldürmüşler, hem de düşündürerek coşturmuşlardır.

 

“ÇEŞME GECELERİNDE GENÇ BULUŞMALAR”

ü  Gençler Çeşme Gecelerinde Genç Buluşmalar adıyla her akşam teravihten sonra bir akademisyen veya konusunda uzman katılımcılarla bir araya gelerek sohbetler düzenlemişlerdir.

ü  Gençler aktivite olarak, voleybol, yüzme, gezi ve spor aktiviteleri ile oluşturdukları samimi hava içinde kısa sürede tanışmışlar, kaynaşmışlar ve bundan sonra vakfın gençlik çalışmalarına bulundukları yerde katılmak suretiyle vakfı temsil etme kararı almışlardır.

ü  Hanımlar ve yetişkinler de toplantı etkinlikleri dışında; deniz, havuz, spor, hamam ve geziler yanında Hatim ve havuzbaşı sohbetleri ile sevgiye dair güzel bir buluşma olmuştur.

 

ü  450 Civarında dostun buluştuğu Sevgi Toplumu 5. Ramazan Buluşması 03 Temmuz 2014 Perşembe günü sona ermiş, vakıf dostları vedalaşarak yeni bir sevgi toplumu buluşmasında tekrar bir araya gelmek dileğiyle memleketlerine dönmüşlerdir.

 

 

Fotoğraf Galerisi: